Sağlık Bakanı: Şiddeti önlemek için daha etkin yasal ve yapısal tedbirler alacağız

16.03.2018

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, "Hiçbir sağlık çalışanı, vatanın savunması, milletin bekası söz konusu olduğunda meseleye, 'savaş halk sağlığı sorunudur' diye yaklaşmamıştır. Teröre karşı ülke savunması için milli iradenin aldığı kararı tartışılır kılmaya kalkışmak en hafif ifade ile bozgunculuktur." dedi.


Demircan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi'nde 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla hekimleri kabulünde yaptığı konuşmada, 14 Mart Tıp Bayramı'nın Türkiye'nin bekası için milli ruhun yeniden bayraklaştığı anlamlı bir zaman diliminde kutlandığını söyledi.

Tıp mesleği mensuplarının, 14 Mart'a bu ruhu veren vatan duyarlılığına şahitlik ettiğini belirten Demircan, 1919'da tıbbiyeli öğrencilerin İstanbul'da işgal kuvvetlerine karşı protestolarının, o günden sonra Tıp Bayramı olarak kutlanmaya başladığını söyledi.

Demircan, 14 Mart Tıp Bayramı'nın yerli ve milli bir bayram olarak 99 yıldır kutlandığına dikkati çekerek, "Tıbbiye-i Şahanenin 1. sınıf öğrencilerinin tamamı 1915 yılında Çanakkale'de şehadete koşmuştur. Bu nedenle mektep 1921 yılında mezun verememiştir.

Hiçbir sağlık çalışanı, vatanın savunması, milletin bekası söz konusu olduğunda meseleye, 'savaş halk sağlığı sorunudur' diye yaklaşmamıştır. Teröre karşı ülke savunması için milli iradenin aldığı kararı tartışılır kılmaya kalkışmak en hafif ifade ile bozgunculuktur. " ifadelerini kullandı.

Bir hayat kurtarmanın insanlığı kurtarmak gibi olduğunu dile getiren Demircan, sağlık çalışanlarının dün Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da Mehmetçik'le omuz omuza mücadele verdiğini, bugün ise aynı şeyi Afrin'de yaptığını söyledi.

Demircan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Yaralanan askerlerimiz tedavi olur olmaz nasıl cepheye koşmak istiyorsa, sağlık çalışanlarımız da gönüllü olarak görev almak için yarışıyor. Bu ruhu, kimi zaman şehit babasını sırtında taşıyan 112 çalışanımızda kimi zaman hasta yatağında uyumakta zorlanan bebeği ayağında sallayan hemşiremizde kimi zaman ameliyat edeceği hastası için kan veren hekimimizde görüyoruz. 650 bin sağlık çalışanımızın her birinde bu ruh, ayrı ayrı tezahür ediyor. Milletimiz hak ettiği sağlık hizmetine kavuşmuştur. Artık hastane kapılarında kuyruk beklemek de yoktur, hastaların hatta cenazelerin rehin kalması da. Şehir hastaneleri de sağlıkta kalitenin 5 yıldızlı otel ayarına yükseltilmekte olduğunun somut göstergesidir. Maalesef vicdandan ve ahlaktan yoksun bazı kendini bilmezlerin sağlık çalışanlarımıza karşı saldırıları bizleri derinden üzmektedir. Şiddetin her türüne karşıyız. Sağlık çalışanlarımıza şiddeti, sebebi ne olursa olsun kınıyoruz. Daha etkin yasal ve yapısal tedbirler almaya devam edeceğiz."

- "Zeytin Dalı Harekatı'nda bir ay görev yaptım"

Törende, Zeytin Dalı Harekatı'nda görev alan Uzman Doktor Eren Usul, operasyonlar sırasında yaşadıklarını anlattı. Usul, ayağına top mermisi düşmesi sonucunda yaralanan bir askerin çekilen filminde ayağında iki kırık tespit edildiğini belirterek, "Askerimizin ayağında büyük bir de şişlik vardı. Ne zaman olduğunu sordum. Kahraman askerimiz, sesini kısarak 'aslında top mermisi üç gün önce düştü. Operasyon bölgesinden ve görev yerimden ayrılmamak için komutanlarıma söyleyemedim. Ağrı ve sızısını üç gün çektim ancak gelebildim. Bunu siz de söylemezseniz sevinirim.' demişti." ifadelerini kullandı.

Sosyal medyada ve basın yayın organlarında yer alan havan saldırısı sonrasında yaralanan ve ellerini birbirini kilitleyen askerlerin ilk müdahalesini de kendisinin yaptığını anlatan Doktor Usul, "Vücutlarına şarapnel parçaları isabet etmişti. Hangi askerimizin yanına gidip sorsam, 'hocam ben iyiyim, ona müdahale edin' cevabını aldım. Hepsi kendisinden önce kardeşinin tedavisini istiyordu. O askerlerimiz ilk müdahaleleri boyunca ellerini bırakmadılar. Yaralanan askerlerimizin hiçbirinde acı ve ölüm korkusu yoktu. Bomba sesleri altında görev yapan sağlık ordumuzun da gözünde en ufak bir korku, pişmanlık görmedim." şeklinde konuştu.

Kıdemli Hekim Prof. Dr. Şükrü Emre ise konuşmasına son 15 senedir Türkiye'de sağlık alanında önemli başarılar elde edildiğini belirterek başladı. Aşılanma ve anne çocuk sağlığı alanlarında yapılan çalışmaların tıp hizmetlerini önemli bir yere getirdiğini ifade eden Emre, klinik çalışmalarındaki standartların üst düzeye çekilmesi gerektiğini söyledi.

Klinikteki problemlerin iyi saptanması ve bu problemlere doğru soruyu sorarak doğru cevabın bulunmasının önemine dikkati çeken Emre, "Ülkemizin bu anlamda çok başarılı olacağına inanıyorum. İyi araştırmalara da son derece bonkör davranmamız gerekiyor. İşe yaramayacak, sadece araştırma yapmak için araştırma yapanlara da son derece cimri davranmamız gerekiyor. Bizim paramız kıymetli olmalı." dedi.

Hemşire kalitesinin de artırılması gerektiğine işaret eden Emre, bu konuda hemşerilerin üst ihtisas alanlarına, master ve doktora gibi alanlara yönlendirilmeleri gerektiğini dile getirdi.


Kaynak:Medimagazin

Yorum Yaz

E postanız yayınlanmayacaktır. Tüm alanlar mecburidir