Dr. Sinan Akkurt: "Kanserle Mücadelede Yaşam Şeklinin Önemi Büyük"

16.03.2018

Kanserle Mücadelede Yaşam Şeklinin Önemi Büyük
 

Bir yardımcı tıp yöntemi olan biorezonans tedavisinin Türkiye’de öncülüğünü yapan Dr. Sinan Akkurt, kanserle mücadelede yaşam şeklinin önemine dikkat çekerek önemli bilgiler verdi.

  

“Kanser, kelime anlamı itibariyle ‘yengeç’ demektir, kontrolsüz ve normal organları işgal edici hücre çoğalmasıdır. Etrafa tutunma ve yayılma özellikleri nedeniyle yengece benzetildiği için ilk keşfedildiği dönemlerde bu isim verilmiş ve öylece kalmıştır. Tıbbi anlamı ise malign yani kötü huylu tümördür. Çoğu insanın kafasında kanserle tümörün net olarak ayırımı yapılamamaktadır. Tü mörün kelime anlamı ‘şişlik’tir. Vücutta, normal organ ve dokuların dışında, olmaması gereken yerde fazladan bulunan ve çoğunluğu sonradan ortaya çıkan oluşumlara tümör denir. Tümör her zaman kötü huylu bir oluşumu ifade etmez; malign (kötü huylu) ve benign (iyi huylu) olarak ikiye ayrılır. Örneğin ‘lipom’ denen yağ bezeleri, iyi huylu tümöre örnektir ve çoğunlukla vücuda hiçbir zarar vermezler. Malign tümör diye sınıflandırılan grup ise kanserdir.

  

Günümüzdeki rakamla, kanser artış hızının böyle devam etmesi durumunda dünya nüfusunun artışına ve nüfustaki yaşlanmaya bağlı olarak 2025 yılında toplam 19.3 milyon yeni kanser vakası olacağı belirlenmektedir.

  

Yaşam şeklinin kansere etkisi

 

Kanser için edinsel risk faktörleri yaşam tarzı faktörlerinin yanısıra kanserojen maddelere mesleki nedenlerle maruz kalmayı ve diğer çevresel etmenleri kapsamaktadır. Temel yaşam tarzı risk faktörleri arasında tütün, alkol, diğer besinsel faktörler ve fiziksel aktivite eksikliği sayılabilir.

  

Tütün: Tütün ürünleri, bugüne kadar, dünya çapında kanserin yaygınlaşmasına tek başına en büyük katkıda bulunmaktadır. Sigara içenlerin içmeyenlere kıyasla kansere yakalanmada 20 kat veya daha fazla riskleri bulunmaktadır ve sigara içmek akciğer kanserinin en büyük tek nedenidir. Tütün Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tüm kanserlerin üçte birinden sorumludur. Dünya çapında, her yıl 1 milyondan fazla kişinin tütün kaynaklı kanserlerden öldüğü tahmin edilmektedir. Akciğer kanserlerinin büyük çoğunluğu sigara içmekle bağlantılıdır ve sigara dumanına maruz kalma sigara içmeyenlerde de akciğer kanseri riskini arttırmaktadır. Sigara ve puro içilmesi ve tütün çiğneme, baş, boyun, ağız ve yemek borusu kanserleri için başlıca risk faktörlerindendir. Tütün kullanımı son 20 yılda ABD'de düşüş göstermesine rağmen, özellikle genç kadınlar arasında, kabul edilemeyecek kadar yüksek oranda kalmaktadır ve gelişmekte olan dünyanın birçok yerinde de artmaya devam etmektedir.

 

                 

 

Beslenme: Beslenme ve vücut ağırlığının kanser nedenleri arasında önemli rolü var gibi görünmektedir. Aşırı alkol kullanımı açık bir şekilde karaciğer, baş ve boyun, yemek borusu ve meme kanserleri için önemli bir risk faktörüdür. Obezite ve beslenmede yağ tüketimi kolon ve meme kanserleriyle ilişkilidir, ancak bu ilişkinin nasıl olduğu araştırılmaktadır. Hem erkek hem de kadınlarda santral veya viseral adipozite (postmenapozal kadınlarda) endometrium, meme kanseri, böbrek, safra kesesi, pankreas, yemek borusu, kolon ve prostat da dahil olmak üzere birçok kanser ile ilişkilidir.

 

                 

 

Enfeksiyon: Bakteriyel, viral ve paraziter enfeksiyonlar dahil olmak üzere çeşitli kronik enfeksiyonlar çeşitli kanser türlerinde risk artışıyla ilişkili bulunmuştur. Gelişmekte olan dünyanın bazı bölgelerinde, Schistosoma haematobilium ile enfeksiyon mesanede skuamöz hücreli karsinomun önemli bir nedenidir. İnsanda kanser ilişkili virüsler arasında Epstein-Barr virüsü (EBV nazofarenks kanseri ve Burkitt lenfoması) ve human T-cell leukemia virüs tip I (HTLV-1) bulunmaktadır. Human immundeficiency virüs (HIV) ile bağlantılı olan edinsel bağışıklık eksikliği sendromu olan hastalar, Kaposi sarkomu, nonhodgkin lenfoma ve anogenital skuamöz hücre için yüksek risk altındadır. Kronik hepatit B ve C viral enfeksiyonları hepatosellüler karsinom gelişimiyle ilişkilidir. Genital siğillere neden olan human papilloma virüs 16 ve 18 serviks kanseri ile bağlantılıdır ve bu virüs suşlarının aşıları artık bulunmaktadır.

 

               

 

Radyasyon: a) İyonize Olmayan Radyasyon: Ultraviyole (UV) radyasyonu tartışmasız olarak bazal ve skuamöz hücreli karsinom gibi cilt kanseri riskinde artışla ilişkilidir, melanomda da maruz kalınan günlük güneş ışığı miktarı ile risk artar. Güneşe maruz kalmanın zararlı etkilerinin çoğu orta-dalga boyunda UVB'ye maruz kalmaktan kaynaklanan DNA hasarı ile ilişkilidir. Solaryum kullanımı ve güneş ışığına sık maruziyet genç bireyler arasında melanom oranlarının hızla artmasında önem taşımaktadır.

  

b) İyonize Radyasyon: İyonize radyasyon üzerinde yoğun bir şekilde çalışılan bir kanserojendir; tümden hematolojik kanserler çeşitli solid türlerin gelişmesinde risk artışıyla ilişkilidir. Radyasyon ilişkili lösemi ve solid maligniteler radyasyon bulunan ortamlarda çalışan işçiler ve madencilerde, Lösemi ve solid tümörler de dahil olmak üzere radyasyona bağlı maligniteler, çalışma ortamlarında radyasyon bulunan işçilerde ve madencilerde, II. Dünya Savaşında Hiroşima ve Nagazaki'de kullanılan atom bombasına maruz kalanlarda ve tıbbi endikasyonlar için radyasyona maruz kalanlarda yaygın bir şekilde çalışılmıştır. Radyasyona maruz kalmayla ilişkili artan kanser riski bir kaç yıldan (lösemi) on yıllar sonrasına (solid tümörler) kadar değişen bir bekleme sürecine sahiptir ve bu süre maruz kalınan kümülatif radyasyon dozu ile ilişkilidir. Japonya'da atom bombasına maruz kalan ve hala hayatta olanların kanser risklerindeki artış devam etmektedir.

  

Doğal kaynaklar insanların radyasyon maruziyetinin %80'ini oluşturmaktadır. Bunlardan en önemlisi radondur. Yerleşim bölgelerinde yaygın düşük seviyeli radona maruziyetin akciğer kanserinin ikinci önde gelen nedeni olduğu tahmin edilmektedir. Mesleki ortamda sigara içmek ile radon arasında güçlü bir bağlantı vardır. Radon kaynaklı akciğer kanserleri çoğunlukla sigara içenler arasında meydana gelmektedir. Tıbbi nedenlerle radyasyona maruziyet, Amerika Birleşik Devletleri'nde geriye kalan ortalama yıllık oranları oluşturmaktadır. Özellikle genç yaşta sık yapılan görüntüleme çalışmaları nedeniyle (örneğin CT taramaları), tekrarlanan radyasyona maruz kalma, yaşamlarının daha sonraki evrelerinde kanser riskinde artış ile ilişkilidir.

 

               

 

Kimyasallar: Çeşitli farmakolojik ajanlar belirli kanserler için risk artışı ile ilişkili bulunmuştur. Radyasyonda olduğu gibi, bu maddeler tanısal veya tedavi amacı olarak tıbbi meslek ortamında veya çeşitli amaçlar için ev ortamında kullanılabilir. İnsanlarda kanserler ile bağlantılı organik ve inorganik kimyasal bileşikler; benzen (lösemi), benzidin (mesane), arsenik, kurum ve kömür katranı (akciğer ve cilt) ve ahşap tozlarını (nazal) kapsamaktadır. En sık meslek ilişkili kanser asbest maruziyeti olup mezotelyoma ve akciğer kanseri gelişmesiyle ilişkilidir.

 

               

 

Amerika Birleşik Devletlerinde teşhis edilen hemen hemen mezotelyoma türleri daha önceden asbeste maruz kalma ile ilişkilidir. Akciğer kanseri gelişiminde asbeste maruziyeti ve sigara arasında güçlü bir bağlantı vardır. Çeşitli alkile edici maddeler, antrasiklinler, diğer çeşitli X kemoterapi ajanları ve immünsüpresifler dahil olmak üzere çeşitli ilaçlar artan kanser riski ile ilişkilidir. Menopoz sonrası kadınlarda östrojen kullanımı endometrial kanser riskini artırmaktadır, ancak östrojen progesteron ile kombine edildiğinde bu oran azalmaktadır. Hamilelik sırasında annelere uygulanan Dietilstilbestrol (DES) gibi sentetik östrojenler, doğan çocuklarda vajinal kanser riskini artırmaktadır. Dünyanın birçok yerinde yaşam boyunca kanserojen kimyasallara maruz kalma aflatoksin dahil olmak üzere tütün ürünleri ve çeşitli besin maddelerini içermektedir.”

    


Kaynak:Sağlık Dergisi

Yorum Yaz

E postanız yayınlanmayacaktır. Tüm alanlar mecburidir